Başkenti Zagreb’te Orta Avrupa’yı, Istra Yarımadası ve Dalmaçya kıyılarında Akdeniz’i hissedeceğiniz Hırvatistan’da hem doğanın hem tarihin içinde renkli bir yolculuğa çıkabilirsiniz.
İstanbul’dan iki saatlik kısa ve rahat bir uçak yolculuğu ile ulaşacağınız Zagreb, üç coğrafyanın yarattığı, tarihi bir başkent. Zagreb Havaalanı’ndan şehrin merkezine doğru yaklaştıkça, etrafta beliren Avusturya-Macaristan İmparatorluğu dönemine ait tarihi yapılar size eşlik etmeye başlar. Zagreb’te çevreyi süsleyen parklar, çeşmeler ve heykeller bu mimari tarzın olmazsa olmazları olarak bu şehirde, senelerdir yerli yerinde durur. Ne bir eksik, ne bir fazla ve her tipik Orta Avrupa kentinde olduğu gibi... İkinci bir olmazsa olmazı ise, şehri donatan çeşit çeşit ‘cafe’leridir. Bu şehirde bohem ile modern yaşam tuhaf bir armoniyle iç içe ve yan yanadır.
ZAGREB: BİR ORTA AVRUPA KENTİ
Ülkenin her döneminde şehrin zarif mimari dokusuna gösterilen özen, özellikle merkezde açıkça görülür. Şehir merkezinden uzaklaştıkça toplu konutlar ortaya çıksa da, bu apartmanların mimarisinde de ölçüler insani boyutlarda tutulmuş ve eski yapılarla uyumlu olmasına özen gösterilmiştir. Sekiz yüz bin kişinin yaşadığı bu şehirde ilk bakışta sert tezatlar göze çarpmaz. Bunda mimari tarzlar arasındaki geçişlerin yumuşak olmasının önemli bir payı vardır.
Zagreb’in ana caddelerini arşınlarken, onun diğer Balkan kentlerine hiç benzemediği ortaya çıkar. Ortaçağ döneminde Zagreb birbirine ikiz gibi benzeyen iki köyden oluşuyormuş: Kaptol ve Gradec köyleri. Günümüzde bu köyler, ya da eski Zagreb, şehrin merkezinde yer alıyor. Şehir bu köylerin etrafına doğru genişleyerek büyümüş. Müzeler, parklar, ülkenin yönetim merkezi, katedral, kısacası idari ve kültürel açıdan ne kadar önemli mekân varsa hepsi bu eski merkezde bulunuyor. Bu bölgede her adımda önemli bir yapıyla karşılaşabiliyorsunuz.
Zagreb’de geçirilen birkaç gün bile, ülkenin tarihinden kaynaklanan karmaşık sosyolojik ve kültürel yapıyı hemen hissettirecektir. Her ne kadar aynı zamanda bir Akdeniz ülkesi olsa bile, Hırvatistan’ın yüzyıllarca anakaraya ait bir kültürle yönetildiği çarpıcı bir şekilde kendini gösterir. Her yerde olduğu gibi, burada da mimari yapı bu konuda adeta gönüllü bir yol gösterici.
ISTRA YARIMADASI’NDA AKDENİZ HAVASI
Zagreb’den ayrılarak rotamızı Adriyatik kıyısında bulunan Istra Yarımadası’ndaki Pula şehrine çeviriyoruz. Adriyatik Alpleri’ni geçtiğimiz yolculuktan sonra Pula’ya varınca tanıdık bir hava insanı içine alır. Elbette bunda coğrafi ve tarih olarak bir Orta Avrupa kenti olan Zagreb’den ayrılarak Akdeniz’e ulaşmanın önemli bir payı var. Her yer yeşillikler ve rengârenk çiçeklerle kaplı, cadde kenarları palmiyeler ile süslü.
Pula’da İzmir’in Alsancak semtinde görebileceğimiz türden Levanten evleri tanıdık yüzleri ile bize “hoş geldin” der. Pula’nın gururu, Romalılar döneminden kalma yirmi bin kişilik arena çok iyi korunarak günümüze kadar ulaşabilmiş.
Istra Yarımadası’nda mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de, tam bir İtalyan liman kentini hatırlatan Rovinj. Dev kuleli katedrali, bir peyzajdan fırlamışçasına uzanan tarihi evleri ve körfez içindeki küçük, yeşil adaları bu coğrafya parçasını farklı kılan özelliklerden sadece birkaçı. Halkının balıkçılık yaparak geçindiği bu liman kentinin dar sokaklarında kaybolmak insana keyif veriyor.
DALMAÇYA KIYILARI
Istra Yarımadası’ndan sonra sırada Dalmaçya kıyıları var. Dalmaçya, Hırvatistan’ın Adriyatik Denizi kıyısındaki 375 kilometrelik sahil şeridinin adı. Roma devrine ait kalıntıları, ortaçağın yaşayan mimarisi, göz alıcı plajları, balıkçı limanları ve adalar arasında çalışan feribotlarıyla Hırvatistan’ın en turistik bölgesini oluşturuyor.
Dalmaçya’da ilk durağımız olan Zadar, stratejik konumu nedeniyle tarih boyunca saldırılara uğramış yaşlı bir kent. Zadar’ın çok sayıdaki Roma kalıntısı ve Hıristiyan anıt binaları arasında dolaşmak insanı dinler tarihi üzerine bir yolculuğa çıkarıyor.
Zadar Limanı’ndan Dalmaçya’nın diğer ada ve kıyılarına ulaşmak için ayrılan vapurları seyretmenin keyfine varabilirsiniz. Kendisi de bir Hırvat olan Başkan Tito döneminde, bu yolculuklar Doğu Avrupa’nın en ünlü deniz yolculukları idi.
İkinci durağımız Dalmaçya’nın en büyük ve önemli kenti olan Split... Daha çok bir sanayi kenti görünümünde olan Split’in sadece tarihi bölümünü gezmekle yetinebilirsiniz. Roma İmparatoru Diocletian’ın sarayı Split’te bulunuyor. 3. ve 4. yüzyıllarda inşa edilen bu haşmetli yapı, daha doğrusu site, UNESCO’nun Dünya Mirası listesinde koruma altında.
“CENNETTE BİR YER”: DUBROVNIK
Dalmaçya kıyılarının ve dolayısıyla Hırvatistan’ın en güney ucunda Dubrovnik’te sıra... Zagreb’ten bir saatlik uçak yolculuğu ile de ulaşabileceğiniz Dubrovnik iki bölümde görülebilir. Birincisi surların içindeki ortaçağ kenti, diğeri ise surların dışında kalan ve modern çağa ait Dubrovnik.
Lord Byron, Agatha Christie, Bernard Shaw gibi Batı düşün ve edebiyat dünyasının ünlü isimlerinin anlatımlarında övgüyle anılan bir şehir Dubrovnik. Shaw, “cennette bir yer” diyor Dubrovnik için. Gerçekten de, Dubrovnik’in surlarla çevrili mermer kaplı caddeleri, merdivenleri, birer sanat eseri olan çeşme ve sarayları, kiliseleri, manastırları insana adeta bu kadarı da çok fazla dedirtecek kadar görkemli. Hiç abartısız, bu şehir yaşayan bir ortaçağ kenti! Tüm yapılar kullanıma açık, yaşıyor. Sadece seyirlik olmaması, içinde yaşayan insanların günlük hayatlarını sürdürüyor olmalarına rağmen bu özelliklerini yitirmemesi, tahrip edilmemesi kelimenin tam anlamıyla bizi şaşkına çeviriyor. Hele şehrin surlarına çıkıp yaşamı yukarıdan seyretmek, tarihi gözümüzün önünde canlandırmaya çalışmak, Akdeniz’den seferden dönecek gemileri bekler gibi uzun uzun enginlere dalmak insanı yaşadığı günden koparıp tarihin derinliklerine götürüyor.
KORCULA VE HVAR ADALARI
Dubrovnik’e ayrılan iki dolu gün şehri tanımaya yetebilir. Buradan Dalmaçya bölgesindeki adaları tanımak ve deniz tatiline bir giriş yapmak niyetinde olanlara öncelikle iki ada tavsiye edilebilir: Korcula ve Hvar adaları. Ünlü seyyah Marco Polo, Korcula Adası’nda doğmuş. Ona ait olduğu söylenen bir kule ziyarete açık. Hvar Adası ise ülkenin en güneşli yeri olarak kabul ediliyor. Bu Adriyatik adaları, gerçekten dinlenmek, huzura kavuşmak için bulunmaz mekânlar. Neredeyse trafikten arındırılmış caddeleri, tarihin derinliklerine çağıran dar sokakları, başta balık olmak üzere Akdeniz’in çeşitli lezzetleri ve mavinin her tonuyla gelenleri kucaklamaya hazır.
Kendinizi Akdeniz’de, Balkanlarda ya da Orta Avrupa’da, belki de hepsinde birden hissedeceğiniz Hırvatistan; güneşli iklim ve cömert bir doğanın yanı sıra güler yüzlü insanları, her keseye uygun tatil seçenekleri, keşfedilmeyi bekleyen şehirleri ve kıyıları ile sizleri tanıştırmak için son derece davetkâr...

| < Önceki | Sonraki > |
|---|




